Ana Sayfa

Editörden

Hakkımızda

Mesaj Formu

Arşiv

 

FEYZA EROĞUL

KALEM DÜŞLERİ

Endişelerim kadar "büyük" değildim diye...

Birgün sıkılıp gideceğinden korktuğum zamanlarda ne çok şey istiyordum senden? Üstelik bunun seni benden daha da uzaklaştıracağını biliyorum da.

***

Bir çeşit yalnız kalma endişesiydi benimki çocukluktan kalma... Hani şu, annelerin, İstanbul sokaklarında bir köşeye saklanarak, "Bakalım ne yapacak?" deyip beklerken, kalabalık içinde etrafına şaşkın şaşkın bakan ve bir müddet sonra ağlamaya başlayan çocuklardan biriyim ben. Annemin elimi bırakmasını istemeden büyüdüm o caddelerden geçerken. Kalabalığa rağmen yalnızlık çeken, ortalıkta "kalakalmaktan" başka kabusu olmayan bir çocuktum. Büyüdüm, yine öyle kaldım.

***

Yıllar sonra bile unutmayacağımız "İlk Merhaba" hatıramız var bizim, hani şu telefonların, faksların mekanik seslerine, çalışmaktan yorgun düşen insanların isyan çığlıklarına, tozlu bilgisayar ekranlarının mağrur duruşlarına karışan;

"- Merhaba! Ben..."
"- Merhaba! Sizi bekliyordum"

İyi ki ikimiz de "Merhaba" demişiz o gün! Ve iyi ki gülümsemişiz!

O dağınık çalışma masasında kaybolan ellerini, bir gün benim için de şiirler yazacağını söylediğin kahverengi kaplı defterini, "başkaları" için hazırladığın hediyeleri henüz farketmediğim dakikalarda, birgün sıkılıp gideceğin korkusu diye bir şey yoktu... Muhakkak ki bugünden daha huzurluydum ama eksiktim de...

***

"- Duydunuz mu? Küçük kız ağlıyor, küçük kız mutsuz... Küçük kızı artık hiçbir şey sevindiremiyor!"

***

"- Saatlerdir başındayım telefonun, aramadın!" derken de "- Uff, hesap vermek zorunda değilsin tabii ama nerdeydin?" derken de birgün gideceksin endişesi vardı içimde. "-Ne halin varsa gör!" derken bile...

Ellerimi tutmadığın halde ve sıradan bir insandan daha fazla yaklaşmadığın halde ve hatta konuştuklarımız hiçbir şekilde giz ve heyecan dolu olmadığı halde, hissettim içimde "sahip" olmanın ve olunmanın belli belirsiz yankısını... Neydi hakikaten bu? Liseli kızların merakla beklediği hiçbir sevgi cümlesini bile duymadım senden, bir kadına söylenebilecek iltifatlar ve gayet onurlu yakıştırma sözlerinden başka. Çay ısmarlamadın, gözlerime bakmadın, otobüs durağında saatlerce beni beklemedin...
Hani az kalsın "bizim türkümüz" bile olmayacaktı. Hani az kalsın seni düşündüğüm zamanlarda söyleyeceğim, duyduğum zamanlarda ise seni hatırlayacağım bir "türküm" olmayacaktı.

***

"- Küçük kız köyünü mü özlemiş ne? Durup durup aynı türküyü söylüyor!"

***

Vardın sen bir ucunda hayatın. Fakat sadece bir ucunda... Yanımda yöremde değil. Zor durumda kaldığımda teselli eden bakışlarını görecek kadar, birşeyleri başardığımda sevincimi paylaşacak kadar yakınımda değil. Hayatın bir ucunda. Başka bir şeydi bu "görmek"le biteceğini bilmenin anlatılmaz garipliği.
Geldin ve gittin aynı gün... Üstelik, seslendiği gibi annemin bir sokağın başından "Gel, buradayım" dediği gibi, seslenip buldurmadın da kendini... Aynı gün geldin ve gittin... Yutkunup ağlamamak için kendimi zorladığımı hatırlıyorum dostların ortasında. Pencereden gördüğüm üst geçite bakıp el salladığımda bile ağlamadığımı... Hatırlıyorum. O semt pazarı ve o üst geçit, o bekleyen arabalar ve yağmayan yağmur o günden sonra dilimden hiç düşmedi zaten. Günler boyu dostlarımın arasında sessiz ve nefessiz yaşadığımı hatırlıyorum.

***

"- Küçük kız ölecek!"

***

"Küçük kız" demeyecektin bana. Senden istediklerim çok değildi, verecektin.
Gitmeyecektin.
Ya gelmeyecektin hiç, ya da geldiysen gitmeyecektin.

13 Haziran '98 Cumartesi

bu ürün hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!..