|
BURHAN DENİZ
Cafe Kapitolün Hayalini Kuran Adam
Her insanın bir hayali vardır, kimileri bunu gerçekleştirmek için olanca gücünü
kullanır, çatlarcasına sabreder, her çeşit olumsuzluğa inadına göğüs gerer, sonuçta
da kazanır. Kazanılamayan ve kazanmak uğrunda kaybedilen şeyler de mutlaka vardır.
Hayallerini gerçekleştirmek için çaba
sarfetmeyenleri zaten hiç hesaba katmıyoruz...
Café Kapitolün sevdasının kurulduğu dönemleri hatırlıyorum. Bir buçuk milyon nüfuslu
koca Rus şehrinde döner yenilebilecek bir yer yoktu. Hastanedeydim, ameliyat olmuştum
ve Kapitolü hayal eden adam hemen hergün yanıma gelirdi, hayalini engelleyen ciddi
problemlerinden hiç bahsetmez, beni hep güldürmeye, "dağidar olmuş gönlümü"
neşelendirmeye çalışırdı.
Bedirhan Gökçe'den şiir dinlerken, yarım ekmek döner
ve yanında ayranın hayalleri ile kendimizi avundururduk. O bana ümit vermeye çalışırdı,
ameliyat olmanın üzerimde oluşturduğu müzmin ümitsiz havadan kurtulmam için
elinden geleni yapardı. Gerçi her dem ümitsizdim o zamanlar. Köfte yapardı evinde ve
ekmek arası edip getirirdi hastaneye. "Şairim" derdi, "gün gelecek yarım
ekmek dönerleri kaptığımız gibi Akidil kenarına gideceğiz". Hayatla hepten
incelen bağlarımın kuvvetlendiğini hissederdim o geldiğinde. Bazen
hastaneden kaçar, evine gider ve tahta kaşıkla bulgur pilavı yerdik. Annemim yaptığından
daha lezzetli gelirdi onun yaptığı yemekler.
Güzel giyinirdi, herkes gibi ben de onun bu bakımlı haline imrenir, taklit etmeye çalışırdım.
Sevinçleri çok yasamadim. Acıları ise çok iyi yaşadım, namusluca. Yanımda çok
dost ta yoktu. Kapitolü düşleyen babacan adam ender dostlarımdandı. Onu görmediğim
günler, ya da beni arayıp sormadığı zamanlar umutlarım da Akidil'de yelken açıp
uzaklaşıverirdi.
Türkiye'ye gittiği zamanlar gelmesini hep bekledim.
Giderdim Akidil'in yanına, alırdım elime çakıl taşlarını ve fırlatırdım
Akidil'in gamsız sularına. Akidil'deki o vurdumduymazlık beni daha bir deli ederdi.
Vaktin geçmeyisine lanetler yağdırırdım. Oturur, çaresiz ağlardım Akidil'in yanıbaşında.
Beni bir Akidil anlardı bir de o. Türkiye'den telefon ederdi.
Saatlerce meşgul ederdim onu telefonda, hiç bitmesin
isterdim lal-ü güher sözleri. Ne kadar telefon parası verdiğini de Allah bilir.
Dost hasreti zor imiş,
Her dem ah-u zar imiş,
Dert adamı yer imiş,
Yine gönlüm hoş değil.
türküsünü çok dinlemişimdir yokluğunda.
O bizim umudumuzdu. Ufa'daki Türk esnafın gözbebeği, Türk
öğrencilerin riyasız hürmet besledikleri nadir insandı. Gerçek esnaflığın nidüğünü
ve nasılını göstereceğini bekliyorduk hepimiz.
Simdi devir değişti de asır başkalaştı sanki. Beni de herkes gibi "derd-i maişet
ve evlad-u iyal" hayalleri bastı. Bedirhan Gökçe'nin radyodan çekilmiş
kasetlerini hep kaybettim, onu da. Artık Bedirhan'ı dinlemiyorum.
"Ah ulan ah Sabri Abi, yüreği elinde çocuk"
diyen adamı dinliyorum internetten. Yüreğim yanıyor yine de. "Gün gelecek, bu
kahpe dünyanın taa ciğerine üfleyeceğiz cigaralarımızı" mısrası belki de
hayatta hala durmamı
sağlıyor, yalnız Bedirhan'daki o « bahsetme bana öyle İzmir'den, deme bana öyle »
ya da « ya bu Erzurum Erzurum değil ya da ben ben değilim bu Erzurum'da » cinsinden
satırlarla karşılaştıramıyorum şu adamın şiirlerini. Yavan buluyorum, en az benim
kadar da samimiyetsiz... Kafe Kapitolün ben şehri terkettikten bir yıl sonra açıldığını
işittim. Hayali kuran adam gerçekleştirmesini de bilmiş, onca dert ve sıkıntıya
katlandıktan sonra.
Hersey eskiden olduğu gibi olsa ne olur sanki, umut yeniden sağımızda solumuzda şu
hayalperest adam gibi gezinse, huzuru onun yüzüne baktığımızda duysak içimizde.
Durup dururken hayattan yorgun ve perişan düşen gönlümüz
diriliverse, gözlerimizin içi ışıldasa...
Kapitolün hayalini kuran ve gerçeklestiren adam bilsin ki ben onu hala çok seviyorum.
Ve onunla Kapitolde bir gün döner yeme ihtimalini de...
bu ürün hakkındaki
düşüncelerinizi bizimle paylaşın!.. |
|