|
Geç Kalmış Yarınlar
Hafif hafif esen rüzgar düşüncelerini toplamasını engelliyor ve bu duygusal hava
yüreğinden gözlerine giden yolu kısaltıyordu. Yapayalnız yürüdüğü deniz
kıyısında, pardesüsü taşlardan sekerken, omuzlarından hüzün boşaltan türbanı
kıyılara vuran dalgaların hıçkırıklarıyla bütünleşiyordu. Uzun uzun denizin taa
öbür ucuna kör bakarak,sonu görünmeyen kaygılarına bir ışık yakmak istedi.
Kaygıları karşısında umutları nasılda eriyordu. Kara bulutların güneşe galip
geldiği bir anda, gönlünde gitgide cılızlaşan son ışık hüzmesi de onu
karanlıkla başbaşa bıraktı. Gözlerini kendine çevirdi. Rasgele tükettiği anlardan
kendine bulaşan hatalar arasında bir süre bakışları daldı . Ne kadar çabaladıysa
da kendini temize çıkaracak bir mazi dilimi bulamadı. Aniden çakan şimşek, içindeki
baygın korkuları uyandırdı. Karşısında duran ve her şeye meydan okuyan kayalar
sanki onu çağırıyordu.
Ürkek adımlarla kayalara doğru yönelirken, son kez geride kalan her şeye baktı.
Aklına gelen bütün rafa kaldırılmış düşünceler onu suçlayarak, onu dünyada bir
fazlalık olarak gördüler. Bakışlarını ve düşüncelerini mazisinden çekerek
bilemediği bir yöne - kayalara - doğru yöneldi. Yanağına düşen yağmur damlaları
gözyaşlarıyla karışıyor, içindeki korku okyanusları daha da kaynıyordu. Martılar
insana yaklaşırlar mıydı? Süzüle süzüle kafasına konmak isteyen
martılar bir şeyler mi söylemek istiyorlardı acaba? Yoksa denizlerin sonsuzluğundan
haber getiren elçiler miydiler?
Yağmurun ıslattığı elbisesinin ağırlığını hissetti. Yıllardır onu sevgiyle
saran elbiseleri ilk defa bu kadar soğuktular. Çamura saplanan bir ayakkabısını almak
yerine diğerini de onun yanına bıraktı. Yaş toprağı adımlarken toprağın
sıcaklığını içinde hissetti. Bir an için onun kucağında sıcaklığına gömülü
olarak sonsuz bir uykuya dalmaya özendi. Toprağın kokusu ilk defa bu kadar çekici idi.
Ve kayalar. Sabrın, direnmenin beslendiği bir kaynaktı sanki. Belki de bu yüzden en
yükseklerdeydiler. Denizin dibinden bir anda dimdik yükselen bu korkusuz kayaların
üzerinde şimdi benliğini kaybetmiş biri vardı. Rüzgar biraz kuvvetli esmeye
başladı. Rüzgarın gücüne karşı koymakta zorlanan ıslak elbisesi onu kayaların
ucuna çekmeye zorluyordu.
Yaklaştı, yaklaştı. Taa kayaların ucuna kadar. Ayağının dibinden denize baktı.
İçindeki korkular, ümitler,kaygılar, bir anda uçuşup gittiler. Sadece kendisine
vicdanı ve gözyaşları kalmıştı. O an kendini büsbütün farklı hissetti.
Martılar gökyüzünde dairesel bir şekil oluşturmuşlardı.
Gözlerini yumdu, kulaklarını elleriyle kapattı. Ruhuyla rüzgarın sarmaş dolaş
olduğu, gözyaşlarının ve vicdanının onu ihmal ettiği bir anda, bir şimşek
çaktı, bir çığlık koptu. Boşlukta çözülen türban havada dalgalanarak kayaların
dibine düştü. Dağılan martılar türbanın başına toplandı. Son olarak kayalardan,
bir şimşeğin, bir de çığlığın cevabı geldi.
Geride asla cevaplanamayacak bir sürü muhatapsız soru kaldı. |
"Çamura
saplanan bir ayakkabısını almak yerine diğerini de onun yanına bıraktı. Yaş
toprağı adımlarken toprağın sıcaklığını içinde hissetti. Bir an için onun
kucağında sıcaklığına gömülü olarak sonsuz bir uykuya dalmaya özendi. Toprağın
kokusu ilk defa bu kadar çekici idi."
|