| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • DENEME |
Bugün: |
|
Hayatın Tüm Siyahlarına İsyandır Yeşil Düşler
|
Hamide İLMAZ
Hâlâ gözümü kapatınca aklıma o bağcıklı kırmızı pabuçların geliyor, çocukluğumdan ve senden kıskanıyorum onları. Geçmiş zaman ninnileriydi bulaşan uykularımıza. İşte bir devinimini daha tamamlarken koca yuvarlak düşlerimize sızacak ve başka diyarların masal perileriyle gittikçe biraz daha ağacaktı. Neden sonra bir zil sesiyle, ya da perdeleri delercesine odaya sızan sarı aydınlıkla, düşümüzün en tatlı yerinde bizi gözlerimizi açmaya zorlayacak ve geçmiş gerçek hayata uyandıracaktı bizi. Her ne kadar bilmesem de öbür dünya dedikleri evini, orada kapladığın alanı, almaçlarımla duyargalarımla idrak edemesem de biliyorum, gerçek ürküntü dolu bir geçmişten çıkarak uyandıracak beni..
Şimdi avuç içlerinizde tuttuğunuz şey ümitten başka nedir? Sen gitmiştin ama düşlerin bana emanetti. Her gece senin adına düşler kotarıyordum. Yokluğun, çekip gitmişliğin hasreti daha da koyultuyordu koyultmasına da mütemadiyen vuslatı da özletiyordu. Senin adına da benim adıma da yorgundum.işte.
Soramamıştım hiç yakamozları sever miydin? Kulaklarımda böyle gecelere has, uzakları çağrıştıran tanıdık gemilerin, tarifsiz çığlıkları. Ara ara kahkahaları geliyor duyargalarıma semiz ve açık giyimli insanların. Bir aşık çift taş sektiriyor ötede, sahil müdavimlerinin tavla maçının skoru iniyor sonra geceye. Sen de bu gece, yapış yapış Mersin kokan bu gece, benim dünyama konuk gelmiştin ve hoşnuttum misafirliğinden. Öyle ya sen, Amik ovasına, Amanos dağlarından yayılan bir günü Nur Dağlarının haşmetiyle karşıladığım bir çift elaydın. Zamanın karanlık, yitik, nemli izbelerinde elimi bırakıp gideceğini düşünemedin. Atlastan bir kumaş gibi ellerimden kayıvereceğini, hayatımda bir yıldız gibi parlayıp kaybolacağını,Tüm dileklerimi bir anda senin üzerine dileyeceğimi düşünemedim. Yakalarımızı kaldırıp, başlarımızı kentin ayazından korumak için sakladığımız, evvelki yıllara ait eskimiş kış kokularını, o eski paltoların bizi çepeçevre saran o kokularını duyumsadım şimdi. Birlikte sarılıp uyuduğumuz, düşlerimizin birbirine karıştığı, birer melek olup uçtuğumuz yoksul düşlerini salt bana bırakıp, bu öyküden böyle kaçar gibi çıkıp gidivereceğini düşünemedim. En son ne zaman görmüştüm ateş böceklerini, küçük bir kızken gittiğimiz memleketin yağmur dolu gecelerinde, gaz lambalarıyla boy ölçüştürürken mi? Gece kelebeklerinin hayatlarını önemsemeyip yakalamaya çalışırken ellerimizde bıraktığı, yaşamın kısalığını, anlığını hatırlatan silik parıltıların da mı? Yağmurluydu, yağmur dolu bir memleketti , ağlamaklı bakardı hep gökyüzü oysa ne vardı bu kadar üzülecek, ağlayacak, bizi de ıslatıp mutsuz edecek, bilmezdim... Ateş böcekleriyle selam gönderdim sana, almadım deme.... Sahildeki o yerden sık sık geçiyorum bilesin.... Anımsayabildiğim lakin azımsayamadığım en son lösemili de öldüyse, her adımda o sırma saçlarının nazarlarıma değmesi neden? Derdim ya:
Yalnız dağ başları yalnız ıslanırlar
Sonraydı epeyce sonra... Üzerimize kokusunu serip giden bir garip kadının gölgeli silueti, çocuğu kaybolduğu için ağladığında bile yeşil demiştim içimden ve sen hayatımdaki abla rolüne yeşiller içinde dönüvermiştin...
Ama farklıydık; Siyah valizin bir köşede fermuarı açık olarak dururdu hep. Tuzlu gözyaşlarını gömdüğün nemli havlun yanı başındaydı, sana aldığım kitapların gibi.
Ne yazık! İyi olmak uğruna zorla yatırdığımız hastanenin baygın kokularında gözlerinle üç beş tanıdık ararken, tanıdık düşler kurardın. Elimi sımsıkı tutup, gözlerime umutların en incesiyle bakarken, 'yeşil' dedim. Yeşil kesildin baştan ayağa. 3 Mayıs 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|