d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• DENEME  

Bugün:

AJANDA
Türkiye'nin neresinde olursanız olun, Kültür-Sanat'la ilgili etkinliklerinizi bize gönderin, "Dergibi Ajanda"da yayınlayalım!

KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


Hayatın Tüm Siyahlarına İsyandır Yeşil Düşler

Hamide İLMAZ
hamide@penta.gyte.edu.tr

Eskiden gözlerimize batardı bu duru gün. Bol Atilla İlhan kokan gecelerin sabahında, uykusuzluğun da dünyanın da canına okuyup, sıcak bir simidi bölüşmenin eşsiz duyargasında giyinir, 7 numaralı dolmuşun süslü kızların ağır ve ucuz parfüm kokularına bürülü arka koltuğuna gömülüverirdik. Uzak şehirlere uzun turlar düzenlerdik sık sık ama yüreğimizin gizli köşklerine giden yollar bakirdi hala.

Hâlâ gözümü kapatınca aklıma o bağcıklı kırmızı pabuçların geliyor, çocukluğumdan ve senden kıskanıyorum onları.

Geçmiş zaman ninnileriydi bulaşan uykularımıza. İşte bir devinimini daha tamamlarken koca yuvarlak düşlerimize sızacak ve başka diyarların masal perileriyle gittikçe biraz daha ağacaktı. Neden sonra bir zil sesiyle, ya da perdeleri delercesine odaya sızan sarı aydınlıkla, düşümüzün en tatlı yerinde bizi gözlerimizi açmaya zorlayacak ve geçmiş gerçek hayata uyandıracaktı bizi. Her ne kadar bilmesem de öbür dünya dedikleri evini, orada kapladığın alanı, almaçlarımla duyargalarımla idrak edemesem de biliyorum, gerçek ürküntü dolu bir geçmişten çıkarak uyandıracak beni..

Şimdi avuç içlerinizde tuttuğunuz şey ümitten başka nedir?
Yorgan gibi sımsıkı bürünüp uyuduğunuz şey nedir?
Nedir gün geçtikçe empriyen bir zamana bulandığımız.?
Bu gece dondurucu bir gece
Şimdi rüzgarlar ağaçtaki en son yaprağıyla örtüveriyor üşüyen toprağı.
Bu eski bir yalnızlık,
Yalnızlık eski (medi).

Sen gitmiştin ama düşlerin bana emanetti. Her gece senin adına düşler kotarıyordum. Yokluğun, çekip gitmişliğin hasreti daha da koyultuyordu koyultmasına da mütemadiyen vuslatı da özletiyordu. Senin adına da benim adıma da yorgundum.işte.

Soramamıştım hiç yakamozları sever miydin?
Deniz dalgalanıyor bak, o bile nasıl da öfkeli sana.
Kayaları Nasıl da yalayıp geçiyor sular.
Ateş böceklerini görüyor musun?
Vakit epeyce ilerlemiş, küçük bir iskemlede oturmuş adaçayının nahoş tadında yakamozların dansını izliyorum, ufacık bir çocuğu izler gibi...

Kulaklarımda böyle gecelere has, uzakları çağrıştıran tanıdık gemilerin, tarifsiz çığlıkları. Ara ara kahkahaları geliyor duyargalarıma semiz ve açık giyimli insanların. Bir aşık çift taş sektiriyor ötede, sahil müdavimlerinin tavla maçının skoru iniyor sonra geceye. Sen de bu gece, yapış yapış Mersin kokan bu gece, benim dünyama konuk gelmiştin ve hoşnuttum misafirliğinden. Öyle ya sen, Amik ovasına, Amanos dağlarından yayılan bir günü Nur Dağlarının haşmetiyle karşıladığım bir çift elaydın.

Zamanın karanlık, yitik, nemli izbelerinde elimi bırakıp gideceğini düşünemedin.

Atlastan bir kumaş gibi ellerimden kayıvereceğini, hayatımda bir yıldız gibi parlayıp kaybolacağını,Tüm dileklerimi bir anda senin üzerine dileyeceğimi düşünemedim. Yakalarımızı kaldırıp, başlarımızı kentin ayazından korumak için sakladığımız, evvelki yıllara ait eskimiş kış kokularını, o eski paltoların bizi çepeçevre saran o kokularını duyumsadım şimdi. Birlikte sarılıp uyuduğumuz, düşlerimizin birbirine karıştığı, birer melek olup uçtuğumuz yoksul düşlerini salt bana bırakıp, bu öyküden böyle kaçar gibi çıkıp gidivereceğini düşünemedim.

En son ne zaman görmüştüm ateş böceklerini, küçük bir kızken gittiğimiz memleketin yağmur dolu gecelerinde, gaz lambalarıyla boy ölçüştürürken mi?

Gece kelebeklerinin hayatlarını önemsemeyip yakalamaya çalışırken ellerimizde bıraktığı, yaşamın kısalığını, anlığını hatırlatan silik parıltıların da mı?

Yağmurluydu, yağmur dolu bir memleketti , ağlamaklı bakardı hep gökyüzü oysa ne vardı bu kadar üzülecek, ağlayacak, bizi de ıslatıp mutsuz edecek, bilmezdim...

Ateş böcekleriyle selam gönderdim sana, almadım deme....

Sahildeki o yerden sık sık geçiyorum bilesin....

Anımsayabildiğim lakin azımsayamadığım en son lösemili de öldüyse, her adımda o sırma saçlarının nazarlarıma değmesi neden?

Derdim ya:

Yalnız dağ başları yalnız ıslanırlar
Yalnız üşür, yalnız eskirler
Gökyüzü hep tektir ağlarken
Ben ağlarken gökyüzü olurum, yalnız dağlara yağarım
Yalnız adam olurum.
-Hep sonsuza kadar kalacağı düşüncesiyle yapılan ertesi sabaha eriyen sıradan bir kardan adam gibi-.

Sonraydı epeyce sonra...
Ankara'nın bütün geceleri aynıydı bize bakarsan. Bütün geceler sıradan bir memur uyuşukluğuyla geliverdi, yazsa elimizde kabak çekirdeği yolara vururduk kendimizi, bir karakolun önünden selamla geçer ya da biteviye hazırolda beklerdik. Sana belki de hiç söylememiştim yeşil çocukluğumun en uğurlu rengiydi.

Üzerimize kokusunu serip giden bir garip kadının gölgeli silueti, çocuğu kaybolduğu için ağladığında bile yeşil demiştim içimden ve sen hayatımdaki abla rolüne yeşiller içinde dönüvermiştin... Ama farklıydık;
ben ne kadar maviysem, sen inadına karaydın...
Benim düşlerim gerçekti sense düşlerini gerçek sanarak yaşardın...

Siyah valizin bir köşede fermuarı açık olarak dururdu hep. Tuzlu gözyaşlarını gömdüğün nemli havlun yanı başındaydı, sana aldığım kitapların gibi.

Ne yazık!
Ahh ne yazık!
Ne o kitaplar ne de ben öğretemedik sana savaşmayı.

İyi olmak uğruna zorla yatırdığımız hastanenin baygın kokularında gözlerinle üç beş tanıdık ararken, tanıdık düşler kurardın. Elimi sımsıkı tutup, gözlerime umutların en incesiyle bakarken, 'yeşil' dedim.

Yeşil kesildin baştan ayağa.

3 Mayıs 2002

< Bu sayfayı arkadaşına gönder! >

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

İnsan hiçbir yerde kendisinden iyi dost bulamaz. - C. Dickens

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby