| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • DENEME |
Bugün: |
|
Şairlerin medeni hâlleri (I)
|
Güçer Kafa
Yıldırımların ayağı takılıp da düşerken göklerden, bir âşığın yüreciğinde hengâmelere meydan açar ayrılıklar… Hicrân içre dokunaklı matemlere dönüşüveren vuslat ardı sabahların, mesnetsiz gözyaşlarıyla yıkandığını bilmeyen biçârelerden medet ummayalı, ennihayet bir yârin gözlerine göz yummayalı çok vakit oldu… İlhamlar küstü bahara… Goncalar gül olmak makamına ermeden soldu… Kime ne söylesem, kime ne desem? Bilemiyorum… Sen değil misin beni Yusuf'un atıldığı kuyularda, sonsuz hüzünlerin dün ve yarına çok uzak kaldığı bir yokluğa mahkum eden? Uzak ufuklardan süzülen gölgelerin kanat izinde yitirdiğim sen! Yedi Tepe ile avunmakta mısın? Hâlâ… Evet hâlâ ruhumun taarruzlarıyla aşındırmaktan bıkmadığım inat kalesini savunmakta mısın? Gürz olup indin ya başıma! Ilık bir ecel misâli karışıp, vâveylâlar ile cemre olup sindin ya gözyaşıma… Diyecek bir şey kalmadı ey per-i efsâ! Şiirimi kadınsız, dilimi adınsız ve şu perişan ömrü murâdınsız koydun ya… Beni bir nefeste tüketerek, bir şairin ruhunu içmenin dehşetengiz zevkine doydun ya…. Cehennemin kapılarında karşılaşmaktan da korkmazsın artık…! Yürü… Başın dik, bahtın eğik… Yürü… Adımların âheste… Dilinde o beste… Ve… Elinde… Elinde, kalbimin alfabesiyle yazılmış Berceste… Yürü… Peşin sıra savrularak akan bir ırmağım şimdi… Sen çölüm oldun… Önce gülüm oldun… Ve işte… Kapıma dayanan ölüm oldun…
Karadır rengi, beyaza küsen her kelâmın. Ne sen varsın, ne hâyâlin ne de bir selâmın! Hani… Hani zaman parmağına dolarken şu cânı… Kırgınlıkların avucuna bırakmayacaktın o son ânı? Sana senden ilticâ eder oldum artık… Bir zavallı mektup bu aşk… Bir ucu yanık, bir ucu yırtık… Şirpençelere mekân olan gönülden firar etmen boşa…! Sen ebediyen mahpussun gözlerimde… Baktığım aynalardan sıyırdığım yüzünü, yüzüme yüz diyerek giydim bundan sonra… Bu sebepten ey Gam Gülü! Sen ben ağladıkça gülemezsin! Yalvarma sakın ecelim gelsin diye… Ben sana ermedikçe… Sen seni benden esirgedikçe… Ölemezsin! Çünkü beni turâb ettin ayağına? Ben sarmaz isem seni, turâba ne yüzle varacaksın? Kendini önce benimle sonra turâb ile karacaksın…. Dil, şâd olmaktan gayrı; senle dert aşına ekmek banmayı dilerken… Yürü kahrın karanlık yurduna….
Güvercinlerin âhı, şadırvanların sesi… 20.11.2005
|
Alexa Rating
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||