Cehalet müktesebdir
ali ömer | Mar 16, 2010 | Yorumlar 0
İnsanoğlu tarihsel süreçte üç önemli ‘biyolojik evre’ geçirmiştir. Bunlardan ilki, eşyaya bağımlı evre; ikincisi, kişilere bağımlı evredir. Bu iki evre sona ermiş ve insanoğlu, kendini ‘yerel ve yerüstü’ tüm bağ/ bağımlılıklarından kurtaran ‘düşüncenin bağımsızlaştığı’ üçüncü evreye girmiştir. Bu büyük evre, kendi ‘öz’ kaderinin bağını kendi ‘özügür’ ve biricik iradesiyle çözmenin evrisidir.
Üçüncü evre insanın öz-ü-gürlüğünün tüm olası unsurlarını barındırmasına rağmen, -büyük talihsizlik eseri insanlık son çeyrekte önceki iki evrenin basit birer tekrarını yaşamaktadır. Güney Ülkeleri diyebileceğimiz –az gelişmiş ülkeler diye de tabir edilen- toplumlarda düşüncenin kişilere bağımlı evresi, Kuzey Ülkelerinde ise -gelişmiş ülkeler diye de tabir edilen-, düşüncenin eşyaya bağımlı evresi hüküm sürmektedir. Varlık’tan kopuş tarihin hiçbir döneminde olmadığı biçimde en acımasız şekliyle yaşanmaktadır. Bu durum insanın bütün ‘insan oluş’, ’kendi oluş’ imkanlarını ortadan kaldırmıştır. Varlık’a ait tüm sahici zeminler birer birer yitirilmeye başlanılmış, ’Büyük Bütün’ün olağanüstü güzel ‘bütünlük ve oluş’ senfonisi bozulmaya yüz tutmuş; kakafonik bir cızırtı yayılmıştır ortalığa. İnsan ve toplum hayatının herhangi bir unsurundaki, herhangi bir durum/çarpıklık bu gerçekten bağımsız ele alınamaz. Az çaba göstererek kazanmamıştır insanoğlu bu bilgisizliği. Çünkü bilgisizlik ancak çabayla gelir, bilgi ise insan doğasına içkindir. İnsan, doğasına içkin düşünme/düşünceye ve bilme/bilgiye ihanet etmiştir. Büyük Bütün’ün ahengini bozmuştur.
Kişi, şair, yazar, öğretmen, öğrenci, baba, anne, başkan, halk, kral, teba… Hangi kamusal/toplumsal tanımla ifade edilirse edilsin, hiçbir ‘bölüntü’ diğerinden bağımsız değildir. Bunlardan birindeki çarpıklık/güzellik salt kendinden kaynaklı olamaz. Sadece insan için değil tüm varolanlar için ve de bilgi için geçerlidir bu ‘bütünlük’. Onların birbirinden koparılmaları, Varlık’tan koparılmalarıdır.
Bu durum bir ‘medeniyet ‘ meselesidir. Tüm ‘çağdaş’ tarif ve tanımlamalarından uzak; varolma, Varlık’a katılma, evrensel oluş senfonisini seslendirme, bütün varolanların bir ve bütünlük içinde eyleme, ’eğitişim’e geçmesi olarak tanımlanabilecek bir medeniyet. Varlık’ın sesinin yeniden işitilir olması, Onunla söyleşiye geçebilmek ancak “Toprak-Zaman ve İnsan” unsurlarının anlamlı beraberlikleri, birlikte eylem ve eytişime geçmeleri, birbirini üretmeleri durumunda mümkündür. Bunun insan için ifadesi; tarlaya soğan ekmeden, devlet yönetmeye tüm insan eylemlerinin insana has bir üslüp, insanın tabii yapısındaki güzelliğe/içkinliğe uygun olarak sanatkarane bir biçimde ortaya çıkması demektir. Tabii ki, Varlık’ın ortak türküsünün bir terennümü olarak.
“İnsan”ın mutlak zaferi, insanlığın üçüncü biyolojik evresi olan ‘düşüncenin bağımsızlığı’ evresine tüm getirileriyle sokulabildiği oranda ve “Varlık’ın Türküsü” yeniden söylenebildiğinde mümkün olacaktır.

